18 Nisan 2007 Çarşamba

mektup

Sevgili gece,
Yazmak, konusmaktan daha kolaydir derler. Duymayi hakettiklerini dudaklarimdan akitamayan ben, bir nebze de olsa kendimi affettirmek ve daha otesinde pismanligimi bastirabilmek icin, kagida dokuyorum kelimelerimi.Umarim alacakaranligimin fosforlu sozcukleri, sonsuzlugunda yitip gitmezler, diger kayip ruhlar ve sevgililer gibi.

Sevgili(m) gece, tekrarliyorum kendimi sana ve hala zorlaniyorum dogru sozcukleri bulmakta. Oyle daginim ki son donemlerimde, her parcam farkli bir yerde sanki. Itirafimdir, egreti duruyorum hayat denilen fotografta. Her anina yabanciyim gunduzun, her sey gunduze ait... Bense kaybettim tum aidiyet duygumu. Bazen ismime bile yabanci hissediyorum kendimi. Belki bu yuzden seviyorum insanlarin adimla hitap etmelerini. Keske ismimi soyleyebilsen, gece...

Inanir misin, sen olmasan yalnizligimi bile bulamayacagim. Her sey, herkes oylesine mekanik. Hepimiz robotuz, hayatin zararli isinlari altinda. Olmasi gerektigi gibi basliyor hergun. Yasanmasi gerektigi icin uyaniliyor gune. Yasanmak istendigi icin degil...

Huzne bile inancim kalmiyor, gece(m). Sahtelik tum dakikalari ele gecirmis. Kimsenin gozlerine bakamiyorum artik. Dudaklar alismis olsa da, yalanlari yakalamak istemiyorum gozlerde.Ritmik her sey... Mekanik... Sevismeler bile metronom edasinda...
...tik..tak..tik..tak..iceri..disari....

Sense farklisin hepsinden gece(m). Sakliyorsun beni. Ana rahmine donusumsun.
Seviyorum seni gece(m).
Sevilmeyi tek hakedenimsin sen..